MENÜ

SON YAZILAR

SON YORUMLARIM

Halit Ziya Uşaklıgil

20/12/2008 · Kategori: YAZARLAR VE ŞAİRLER

 

Halit Ziya Uşaklıgil

Konu

Roman türünün edebiyatımızdaki en güzel örneklerinden olan

Mai ve Siyah’ta yazar yaşanılan bir dönemin sosyo kültürel

durumunu gözler önüne sermiştir. Yazar romanda okuyucuya

dönemin yaşantısını A.Cemil’in bakış açısından vermeye çalışmıştır.

Bu bakış açısında kendi içinde bir objektiflik ve realistlik göze çarpar.

Mai ve Siyah dönemin bütün toplumsal sorunlarını gündeme getiren

bir roman olmuştur. Yazar dönemindeki bir takım sorunları

kahramanları vasıtasıyla okuyuculara açıklamıştır.

Yazar bu romanda neslinin şair idealini ele alır, o zamanki sanat ve

basın dünyasını yer yer çok gerçekçi çizgilerle tasvir eder.

Bu tasvirlerde insanların duyguları çok güzel işlenmiştir.

Eser aşırı duygusal ve romantik bir romandır.

 

 

Özet

A.Cemil, çok doğru, iyi kalpli bir avukatın oğludur. Annesi ise

erdemli bir kadındır. Öğrenimine resmi okullarda başlar.

Öğrenimi sırasında babası vefat eder. Okulu bitirir bitirmez

kız kardeşine ve annesine bakmak zorunda kalır. Fakat elinden

fazla bir iş gelmemektedir. Bu dönemde gecesini gündüzüne

katarak Fransızca kitap tercümesi yapar fakat emeğinin karşılığını

alamaz. Yabancı dil bildiği için sadece evlerde ders vermektedir.

Bir de şiir yazmaktan başka bir becerisi yoktur.

Ders verdiği öğrencilerin yaptığı şımarıklıklar onu

bezdirmiş ve bu işi bırakmasına sebep olmuştur.

Gittikçe umutsuzluğa kapılmıştır. Hüseyin Nazmi’nin

kız kardeşi Lamia’yla evlenecek midir? Edebiyatımıza

yeni bir yön verebilecek midir? En sonunda Mirat-i

Suun adlı gazetede iş bulur ve gazetede tercümeler

yapmaya başlar. Hayatı az çok düzene girmeye başlar.

 

Hatta gazete sahibinin oğlu Vehbi Efendi, A.Cemil’in kız kardeşi

İkbal ile evlenir. O zaman Süleymaniye’de eski bir evde oturan

A.Cemil kız kardeşini bahtiyar görmek hevesiyle, güzel bir

düğün yapar. Ama bu evlilik, o zamanın evlenme şartları yüzünden

başarılı olmaz. Evlenenler daha önceden birbirlerini tanımadıkları için,

bağdaşamazlar. Vehbi Efendi gayet kaba, boyuna içen, küstah

bir kimsedir. Bir gece Vehbi Efendi hamile olan İkbal’i öyle hırpalar,

öyle bir tekme atar ki, zavallı kadın çocuğunu düşürür.

A.Cemil çıldırmış gibidir, onu Ali Şekip zor zapt etmektedir.

Kız kardeşini ölümden kurtarması lazımdır. Aldığı bütün

tedbirlere karşı İkbal’ı ölümün pençesinden kurtaramaz.

 

Hüseyin Nazmi uzakça bir vazifeyle dışişlerine tayin edilmiştir.

A.Cemil bir gün onu ziyarete gider. Bir aya kadar memleketten

ayrılacak olan Hüseyin Nazmi, sevineceğini zannederek

A.Cemil’e başka bir haber daha verir, Lamia’yı evlendiriyorlardır.

Zihninde kızı ailesinin ısrarıyla evlenmeyi kabul etmiştir diye tasarlar.

Bir an sevgisini itiraf etmeyi düşünür fakat bir yuva kuramayacağını

anlayınca vazgeçer.

Bütün umutları, gelecekle ilgili planları bir bir sönmüştür.

Geriye ne kalmıştır. Bütün ömrünü koyduğu şiirleri mi? Bir an

bile durmadan onları da ocağa atıp yakar. Yanışını gözlerinde

yaşlarla izler. O eserin zaten bir anlamı kalmamıştır.

Mademki Hüseyin Nazmi gidiyor, o da gidecektir. Anadolu da
bir vazife alıp gidecektir. Kararını yerine getirir. Dertli anasını alarak
bir vapura biner. Gece karanlığında, son defa İstanbul’u seyreder.
Vaktiyle bütün ışıklar ona elmas gibi görünüyordu fakat şimdi her
 yer simsiyahtır.

Ana Fikir

Eserin tema için karamsarlık, ayrılık, aşk, pişmanlık diye tek bir şey

söylemek mümkün değildir. Bunun içindir ki bunların hepsini içine

alan kader belki de bu eserin teması olabilir.

Mai ve Siyah bize İstanbul’daki sanat ve edebiyat çevrelerini yansıtan

başarılı romanlardan biridir. Romanın kahramanları olan A. Cemil’in

basın ve yayın hayatının merkezi olan çevrelerle ilişkisi bize d

önemindeki edebiyat ve kültür hareketlerini yansıtmıştır. Mai ve

Siyah bu bakımdan Servet-i Funun edebiyat akımının romanı sayılır.

Şahıslar ve Olaylar

Ahmet Cemil: Romanın baş kahramanıdır. Olaylar onun

etrafında oluşur. Genç, yakışıklı, zeki, tuttuğunu koparan, aklına

koyduğunu yapan, yeni edebiyat anlayışını temsil eden bir kişiliktir.


Raci:
Ahmet Cemil’in karşısında olan yani eski edebiyat anlayışını

temsil eden,onunla zıt fikirlere sahip, onu çekemeyen ve

onun yolunu kesmeye çalışan birisidir.

İkbal: Ahmet Cemil’in hayatını adadığı sevgili kız kardeşi, iyi kalpli,

masum, güzel hayattan çok acı çekmiş, bahtı kara birisidir.

Vehbi Bey: İkbal’in kocasıdır. Kaba, bencil, boyuna içen, küstah,

karısına kötü davranan, onun ölümüne sebep olan alçak bir heriftir.

Lamia: Ahmet Cemil’in çocukluktan kalma en büyük aşkıdır.

Ahmet Cemil’in evlenmek istediği, sevdiği, hayatındaki ideal kadın.

Hüseyin Nazmi: Lamia’nın abisi ve Ahmet Cemil’in yakın arkadaşı

Ahmet Cemil ile edebiyat tartışmalarına giren, onu kabullenen

ve destekleyen birisidir.

Yazar Hakkında Bilgi

Halit Ziya UŞAKLIGİL: Türk yazarı. İstanbul’da doğdu. Mercan

Mahalle Mektebi’nden sonra Fatih Askeri rüştüyesine devam etti.

Ailece İzmir’e taşındıklarında öğrenimine İzmir rüştiyesine

devam etti. Mekhitarist okulunda Fransızca eğitimi aldı.İki arkadaşı

ile 1884’te Nevruz dergisi, iki yıl sonra Hikmet gazetesini çıkardı. 

1893’te İstanbul’a gelerek Reji idaresinde başkatiplik görevine başladı.

1896’da Edebiyatı Cedide topluluğuna katıldı.Meşrutiyetten sonra

Darülfünunda Batı Edebiyatı dersleri okuttu.Sonra, Darülfünunda

müderris oldu.Hükümet tarafından 1913’te Fransa’ya, 1915’te

Almanya’ya gönderildi. Cumhuriyetten sonra Yeşilköy’deki köşküne

çekilerek gazetelerde yazmaya devam etti. Halit Ziya yazı hayatına,

her konuda yazı ve tercümelerle girdi. Yazdığı şiirler Muallim Naci

tarafından ağır bir dille yerilince mensur şiire yöneldi.1885’ten s

onra yazmaya başladığı ilk romanları, Tanzimat romanının devamıdır.

Bunlarda basit şemalarda duygusal aşk hikayeleri anlatılır.

1896’da Servet-i Fünun topluluğuna katıldıktan sonra Fransız

romanlarını, özellikle teknik yapılarını ve anlatım ilkelerini incelemeye

başladı. O yıllarda sürekli okuduğu yazarlar Balzac ve Paul Bourget’tir.

Halit Ziya romanlarında, yaşadığı dönemin toplumsal şartları ve

yetiştiği çevrenin özelliklerini dolayısıyla, genellikle varlıklı kişilerin

hayatını ve meselelerini konu edindi. Kendi hayatına benzeyen hayatları

tasvir etti; romanlarındaki kişiler, olayların oluşumu, Halit Ziya’nın

iyi bildiği çevrelerden seçilmiştir. Roman kişileri tenkitçi bir tavırla

ortaya koyan Halit Ziya, hikaye kişilerine daha çok şefkatle, acıyarak

bakar; bunlar iyi yürekli, fedakar ve namuslu kişilerdir.Bu hikayelerde

yazar, romanlarında olduğu gibi, küçük gözlemlerini değerlendirir.

Halit Ziya, ilk romanlarından beri aradığı anlatıma, Edebiyatı Cedide

döneminde ulaştı.

ESERLERİ

Roman : Nemide, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekası, Mai ve

Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar.

Uzun Hikayeler : Bir Muhtıranın Son Yaprakları, Bir İzdivacın

Tarihi Muaşakası.

Oyun: Kabus(1918, Ankara Devlet Tiyatrosunda oynandı.)

Hatıraları: Kırk Yıl, Saray ve Ötesi,Bir Acı Hikaye…

Servet-i Fünun devrinde, Tanzimat ile başlayan yeni nesir gelişerek

olgunlaşmış ve bu devirde bugün klasik olarak değerlendirebileceğimiz

güzel örnekler meydana getirilmiştir. Servet-i Fünun romancıları,

Namık Kemal’in açtığı “sanatkarane roman” tarzını geliştirerek

modern Batı seviyesine yükseltir. Servet-i Fünuncular yazdıkları

hikaye ve romanlarda tasvir ve tahlil için önemli bir yer ayırmışlardır.

Ayrıca bu hikaye ve romanlarda ilk defa kadın erkekle bir seviyede

görülmüştür. Mai ve Siyah’ta belirtilen özellikler ustaca kullanılmıştır.

Roman ve hikaye tekniğindeki aksaklıklar bu dönemde ortadan kalkmış,

yazarlar anlattıkları olayda aradan çekilmişlerdir.

Servet-i Fünun edebiyatının roman ve hikayede en güçlü ismi

Halit Ziya’dır. Türk nesrinin gelişmesinde önemli etkide bulunmuştur.

Halit Ziya’ya göre güçlü bir Türk nesir üslubunun oluşması için

eski nesir yanlışlıklarından uzaklaşılarak, Fransız nesir üslubunun

teknik özellikleri benimsenmelidir. Bu yüzden romanlarında sıfat

tamlamaları ve benzetmelerde süslü cümleler yer alır.

Halit Ziya’nın romanlarındaki türler genelde yerleşmiş ve çevresinden
sağlanmıştır. Sağlam bir tekniğe sahiptir. Bu romanlarında göze
çarpmaktadır. Romanlarında yaşadığı dönemin etkisi görülür.
Özellikle Fransız realist ve naturalistlerin tesirinde kalmıştır.
Bunda aldığı eğitimin payı büyüktür. Batılaşma üzerinde durur.
Genellikle realist ve psikolojik eserler vermiştir. Roman konuları
genellikle aydın çevreler, hikaye konularını ise halk tabakasından
seçmiştir. Kahramanlarını yaşadığı çevreden seçmiştir. Yazar genellikle
 belli bir kesimi ele alır ve o cemiyetin hastalıklı tiplerini işler. Bunlar
“ev içi” romanlarıdır

Romancı-yazar

1867’de İstanbul'da doğdu. Mahalle mektebinden sonra Fatih Rüştiyesi'ne gitti.Tüccar olan babasının işlerinin bozulması üzerine, 1879'da İzmir'e yerleştiler. Halit Ziya orada bir süre rüştiyeye, sonra da Fransızca öğrenmesi için rahipler okuluna gönderildi. Fransızca'dan ilk çevirilerini bu yıllarda yaptı. 1884'te Nevruz dergisini, 1886'da da Hizmet gazetesini çıkarttı. İlk romanlarını bu gazetede yayımladı. Okulu bitirdikten sonra bir yandan İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaparken, bir yandan da Osmanlı Bankası'nda memur olarak çalıştı. 1893'te Reji İdaresi'nde başkâtiplik göreviyle İstanbul'a geldi. Hüseyin Siret, Mehmet Rauf, Rıza Tevfik, Hüseyin Cahit, Ahmet Rasim gibi yazarlarla dostluk kurdu ve 1896'da Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katılarak Servet-i Fünun dergisinde kendine geniş ün sağlayan romanlarını yayımladı. 1901-1908 arasında yazarlığı bıraktıysa da II.Meşrutiyet döneminde yeniden başladı, ancak 1923'e değin yazdıklarını yayımlamadı. Bu arada, Darülfünun'da estetik ve batı edebiyatV. Mehmed'in tahta geçmesi üzerine onun mabeyn başkâtipliğine atandı, dört yıl bu görevde kaldı. Daha sonra Reji İdaresi'nde yönetim kurulu başkanı oldu. Son yıllarını Yeşilköy'deki evinde anılarını yazarak geçirdi. DİL Uşaklıgil Edebiyat-ı Cedide'nin sanat anlayışı doğrultusunda yeni bir dil üretmek için çaba göstermiştir. Osmanlıca'da bile kullanılmayan Farsça ve Arapça kelimeler bularak, Türkçe'de olmayan kurallarla tamlamalar yaparak konuşulan dilden çok ayrı, süslü ve yapay bir sanat dili oluşturmuştur. Ama Aşk-ı Memnu'yu yazdıktan sonra dil konusundaki görüşleri değişmiş, Edebiyat-ı Cedide'nin dili aşırı süslü, ağdalı ve yapay bulduğu için Kırık Hayatlar'ı yalın bir dille yazmaya karar vermiştir. Daha sonraki yıllarda romanlarının yeni baskıları yapılırken de bunların dilini bir ölçüde yalınlaştırmak gereğini duymuştur. Uşaklıgil Batılı manadaki Türk romanının öncüsü sayılmıştır. 22 Mart 1945'te İstanbul’da öldü. ESERLERİ Roman: Nemide, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekâsı, Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar, Hikaye: Bir Muhtıranın Son Yaprakları, Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası, Heyhat, Solgun Demet, Sepette Bulunmuş, Bir Hikâye-i Sevda, Hepsinden Acı, Onu Beklerken, Aşka Dair, İhtiyar Dost, Kadın Pençesinde, İzmir Hikâyeleri, Oyun: Kabus. Hatırat: Kırk Yıl, Saray ve Ötesi, Bir Acı Hikâye. Şiir: Mensur Şiirler. Deneme: Sanata Dair, 3 cilt.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

GİRİŞ PANELİ

Üye :

Şifre:

KATEGORİLERİM

bağlantılar

Copyright © 2oo8-2oo9
blogcu.com uyarlama www.derss.net